






|
|
SEÇİM, GEÇİM VE DEMOKRASİ
Bu üç kavram ülke insanının ve emekçi sınıfının üzerinde hassasiyetle durduğu bir olgudur.
Bu üç kavramdan bir tanesinin eksik olması hayatın akışını önemli ölçüde olumsuz etkileyen bir unsur olarak karşımıza çıkmaktadır.
Seçim demokrasinin vazgeçilmezi ise, geçimde; yani insan gibi yaşayacak bir gelirin garantisi de, demokratik sosyal hukuk devletinin taahhüdü altındadır.
Anayasamız Türkiye Cumhuriyetini; Demokratik, Laik ve Sosyal Hukuk Devleti olarak çok açık bir şekilde belirlemiştir. Kuruluşundan bu yana 86 yıl geçmiş olmasına rağmen, Türk halkı hala yoksulluk ve açlık sınırında yaşamaktadır. Seçimle iktidara gelen bütün hükümetler, yoksullukla ve işsizlikle mücadele edeceklerini güçlü bir şekilde ifade etmelerine karşın, yoksulluk ve işsizlik hep artmış ve insanımızı canından bezdirir hale gelmiştir.
Bu süreç içerisinde ülkemizde demokrasi ihtilallerle, darbelerle büyük yaralar almasıyla birlikte yoksulluk,işsizlik ve yolsuzluk tavan yapmıştır. Bu sadece ülkemize özgü bir durum değildir. Bu günde küresel emperyalistler, demokrasi ve insan haklarını devamlı seslendir-melerine karşın, dikta rejimi ile yönetilen ülkelerde çalışma koşullarını ve çalışanlar üzerindeki baskıyı görmemezlikten gelerek bu ülkelere sömürülerinin devamı için büyük yatırımlar yapmaktadırlar.
Bunun en tipik örneği; Çin, Hindistan ve diğer güney Asya ülkelerinde görülmektedir. Dünya nüfusunun yaklaşık yarısını barındıran bu bölge, küresel emperyalizmin pençesi altında inlemektedir. Dünyada, sözde demokratik, gelişmiş ülkelerin sermayesi birikimlerinin büyük bir kısmını (500 milyar dolar) bu ülkelere yatırmış olmalarına karşın, bu ülkelerde yaşayan insanlar çok kötü şartlarda karın tokluğuna çalışmaktadırlar. Sözde insan hakları savunucusudan bu gelişmiş ülkeler, insanlık dışı uygulamalardan memnun oluyorlar ki; serma-yelerini bu bölgeye aktarmaktan çekinmiyorlar.
Bu acımasız fukaralığın önüne geçmek, adam gibi bir işte çalışmak için demokrasimizi korumak ve geliştirmek birinci önceliğimiz olmalıdır.
Türk halkı artık; bey, hükümdar ve padişah gibi genel başkan seçme yarışından vaz geçmelidir. Bilgelik, liyakat gibi değerler hep ön planda olmalıdır.
Seçimden seçime oyunun kullanılmasını yeterli görmeyip, demokratik bir tavır olan denetleme ve sorgulama işlevini de yerine getirmeli ve verdiği oyun hesabını sormalıdır.
Umalım ki, bu seçim sonuçları, kavganın ve kavgacının değil tevazunun ve hoşgörünün, yuvarlak laf ebeliğinin değil, mesnedi olan programların ve projelerin kazandığı iyi bir seçim olur.
Çok karmaşık bir coğrafyada bulunan ülkemizin seçim sonunda birliğe beraberliğe her zaman-kinden daha fazla ihtiyacı olacağı unutulmamalıdır.
22 Temmuzda yapılacak olan genel seçimlerin arifesinde 350 bin kamu emekçisini ilgilendiren Toplu İş Sözleşmelerinde IMF'YE verilen sözler nedeniyle hükümetle yapılan müzakerelerde hala tatmin edici bir noktaya gelinememiştir. Bir çok işkolunda altmış günlük süreler dolmuş olmasına karşın hala gerek normatif, gerekse akçeli konularda herhangibir gelişmenin olmaması kamu işçisini meydanlara inmeye zorlamaktadır.
Böylelikle meydanlar sadece siyasi partilere değil, haklarının korunması ve geliştirilmesini isteyen emekçilerin eylemleriyle de ısınacaktır.
Umarım ki; bu ısınma birbirine karışmadan ve yeni kırgınlıklar, kızgınlıklar oluşturmadan normal bir mücadele içinde geçer.
2007 yılının ikinci yarısından itibaren yapılacak olan tüm seçimlerin milletimize ve ülkemize hayırlı olmasını ve demokrasimizin güçlenerek çıkmasını diliyorum. |